İran’da savaş sonrası: Kırılgan denge ve büyüyen kaygılar

Washington ile Tahran arasında süren müzakereler çerçevesinde ABD, İran’ın petrol ticaretine yönelik yaptırımları 21 Ağustos’a kadar askıya aldı. ABD Hazine Bakanlığı, İran petrolünün üretimi, sevkiyatı ve satışına izin veren geçici bir lisans verdi. Yaptırımların askıya alınması, iki tarafın geçen hafta imzaladığı mutabakat zaptının temel unsurlarından birini oluşturuyor.
Buna paralel olarak ABD ile Katar, insani amaçlarla kullanılmak üzere dondurulmuş yaklaşık 6 milyar dolarlık İran petrol gelirinin serbest bırakılması konusunda görüşmeler yürütüyor. ABD Başkanı Donald Trump, Pazartesi günü Beyaz Saray’da yaptığı açıklamada, “Serbest bırakılan kaynaklar gıda satın almak için kullanılacak. Bu ürünler yalnızca ABD’deki çiftçilerimizden satın alınacak” dedi.
İran ise acil olarak daha fazla mali desteğe ihtiyaç duyuyor. İran hükümetinin ön tahminlerine göre savaşın yol açtığı zarar yaklaşık 229 milyar euro düzeyinde bulunuyor. Geçici uzlaşma kapsamında planlanan 300 milyar dolarlık ekonomik yeniden yapılanma fonunun ne zaman hayata geçirileceği ise henüz bilinmiyor.
Enflasyonun yükselmeye devam etmesi bekleniyor
İran Ekonomi ve Maliye Bakanı Seyid Ali Medenizade’nin yaptığı açıklamaya göre hükümet, mevcut bütçe açığına ek olarak savaş harcamalarını karşılayabilmek amacıyla Merkez Bankası’ndan milyarlarca dolarlık yeni krediler aldı. Bu borçlanmanın önümüzdeki aylarda enflasyonu daha da hızlandırması bekleniyor.
Chicago Üniversitesi mezunu olan Medinizade, ABD ile varılan uzlaşının İran ekonomisini tamamen normalleştirmeyeceğini belirtiyor ve ekliyor:
“Yeni borçlanmanın yarattığı ciddi enflasyonist etkiler yakında hissedilmeye başlanacak.”
Ekonomist Ahmed Alevi de kısa vadede kayda değer bir iyileşme beklemiyor. DW’ye konuşan Alevi, 2015’te imzalanan nükleer anlaşma (JCPOA) deneyimine dikkat çekiyor. Alevi’ye göre artan petrol gelirleri ve dış baskının azalması ekonomiye bir tür “yapay solunum” sağlayabilir.
Alevi sözlerini şöyle sürdürüyor:
“Ancak derin yapısal reformlar olmadan bu etkiler sınırlı ve kalıcı olmayacaktır.”
Yapısal sorunlar daha da ağırlaştı
İran ekonomisi uzun yıllardır yaptırımlar, kötü yönetim ve yolsuzluk nedeniyle ağır bir kriz içinde bulunuyor. Savaş ve İran’ın, Hürmüz Boğazı’nı geçici olarak kapatmasının ardından ABD’nin, İran limanlarına yönelik ablukası mevcut sorunları daha da ağırlaştırdı.
Özellikle gıda fiyatları kısa süre içinde ciddi biçimde arttı. Dar gelirli kesimler için önemli bir protein kaynağı olan yumurtanın fiyatı bunun en çarpıcı örneklerinden biri. Ülkede 15’li yumurta paketinin fiyatı bir yıl içinde yaklaşık 70 bin tümenden 200 bin tümenin üzerine çıktı. Yemeklik yağ ve ithal pirinç gibi temel gıda ürünlerinde de ciddi fiyat artışları yaşandı.
İran’da yaşayan 28 yaşındaki bir kadın yaşananları şöyle anlatıyor:
“Fiyatlar kelimenin tam anlamıyla her gün artıyor. Eşimle ikimiz de çalışıyoruz ve küçük bir çocuğumuz var. Buna rağmen birçok şeyden vazgeçmek zorunda kalıyoruz. Fiyatların yeniden düşeceğine inanmıyorum.”
Döviz kurunda son dönemde sınırlı bir gerileme yaşandı. Tabnak haber portalına göre dolar kuru yaklaşık 190 bin tümenden 150 bin tümene kadar geriledi. Ancak tüketiciler bu gelişmenin etkisini henüz hissedebilmiş değil. Mal ve hizmet fiyatları yüksek seviyelerde kalmayı sürdürüyor.
Tahran’da yaşayan okul çağında çocuğu olan bir anne de birçok ailenin kaygılarını dile getiriyor. Artan kiraların insanları daha küçük evlere taşınmaya ya da akrabalarının yanına sığınmaya zorladığını anlatıyor.
“Hazar Denizi kıyısında kısa bir tatil bile birçok insan için ulaşılamaz hale geldi. Bizim için de öyle.”
“Birçok İranlı değişim istiyor”
Resmî kurumlar toplumsal huzursuzluğun artabileceğine dikkat çekiyor. İçişleri Bakanlığına bağlı Sosyal İşler Kurumunun verilerine göre toplumun geniş kesimleri ciddi ekonomik baskılar altında bulunuyor.

İran’da yetkililer, yaşanan ekonomik sıkıntıların toplumsal hoşnutsuzluğu artırmasından endişe ediyorFotoğraf: Majid Asgaripour/WANA/REUTERS
Kurum Başkanı Muhammed Bathaei, devlet kurumları ile akademik araştırmalara dayanan anket sonuçlarına işaret ederek toplumdaki gerginliğin arttığını belirtiyor. Ankete katılanların yaklaşık yüzde 60’ı ekonomik yükü artık taşıyamadığını ifade ederken, yüzde 80’i de kendisine adil davranılmadığını düşünüyor.
Bathaei, siyasi karar alıcılara bu gelişmeleri ciddiye alma çağrısı yapıyor. “Toplumsal umut” göstergesinin de belirgin biçimde gerilediğini söyleyen Bathaei’ye göre toplumun yaklaşık yüzde 60’ı geleceğe karamsar bakıyor.
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan da ekonomik sorunların yeni protestolara yol açabileceği endişesini dile getiriyor.
Pezeşkiyan şöyle konuşuyor:
“Halkın ihtiyaçlarını bu şekilde yeterince karşılayamıyoruz. Memnuniyetsizlik yeniden sokaklara taşınabilir.”
Toplumsal dayanıklılık
İsveç’teki Mälardalen Üniversitesi’nde görev yapan sosyolog Mehrdad Dervişpur, İran’ın son çatışmaların ardından kırılgan bir savaş sonrası döneme girdiği görüşünü dile getiriyor.
Yıllardır İran toplumundaki dönüşümleri araştıran Dervişpur, DW’ye yaptığı değerlendirmede mevcut durumu “istikrarsız bir düzen” olarak tanımlıyor. Siyasi hareket alanlarının hâlâ sınırlı olduğunu söyleyen Dervişpur’a göre siyasi sistem şu anda varlığını sürdürme mücadelesi veriyor.
Sosyolog Dervişpur, savaşın yalnızca büyük ekonomik yıkıma yol açmadığını, aynı zamanda derin sosyal ve psikolojik izler bıraktığını vurguluyor. Toplumsal hareketlerin zayıfladığını ve beklentilerin gerilediğini söyleyen Dervişpur, buna rağmen temkinli bir iyimserlik de taşıyor:
“Temel soru, bu toplumun yenilgilerden, baskılardan ve kolektif travmalardan sonra yeniden örgütlenip örgütlenemeyeceğidir. Benim cevabım evet. İran toplumunun dayanıklılığı küçümsenmemelidir.”
Dervişpur’a göre siyasi sistem, artık bazı toplumsal dönüşümleri geri çeviremeyecek durumda. Başörtüsü zorunluluğuna yönelik itirazların giderek güçlenmesini buna örnek gösteriyor.
“Kadın, Yaşam, Özgürlük” hareketinin toplumsal güç dengelerini kalıcı biçimde değiştirdiğini söyleyen Dervişpur, ağır baskı koşullarına rağmen kadınların başörtüsüz şekilde kamusal alanda varlığını sürdürdüğünü vurguluyor.







