Teknoloji

Milyonlarca yıllık Şeytanın Vidası fosilinin arkasındaki sır çözüldü

Günümüzden yaklaşık 20 milyon yıl önce, Erken Miyosen Dönemi’nde yaşayan ve bugün nesli tükenmiş olan “Palaeocastor” adlı antik bir kunduz türü, hayatta kalabilmek için toprağın altına devasa koloniler kuruyordu. Bu canlılar, günümüzdeki çayır köpeklerine benzeyen yaşam tarzlarıyla öne çıksalar da onları asıl benzersiz kılan şey, yuva yapma becerileriydi.

Toprağı kazmak için pençelerini değil, hiç durmadan uzayan devasa ön dişlerini kullanıyorlardı. Üstelik bu güçlü dişlerle yerin altına doğru düz bir hat yerine, adeta kusursuz bir vida şeklinde sarmal tüneller açıyorlardı. Bilim insanları bu sarmal yapının nem dengesini koruduğunu, yuvayı tehlikeli yırtıcılardan gizlediğini ya da toprağı dışarı taşımayı kolaylaştırdığını düşünüyor. Ancak bu dahi yer altı tünelleri, milyonlarca yıl sonra bilim dünyasında çok büyük bir kafa karışıklığına yol açtı.

Şeytanın Vidası ve göl teorisinin çöküşü

Takvimler 1891 yılını gösterdiğinde, Amerika Birleşik Devletleri’nin Nebraska eyaletindeki Agate Fosil Yatakları‘nda çalışan işçiler, toprağın altından insan kolu kalınlığında tuhaf taş yapılar çıkardı. Dev bir fusilli makarnayı andıran bu sarmal fosiller, bölgede kazı yapan jeolog ve paleontolog Erwin Hinckley Barbour‘un dikkatini çekti. Taşların kusursuz simetrisinden büyülenen Barbour, Nebraska Üniversitesi’nde dev bir koleksiyon oluşturdu ve 1892 yılında bu yapılara “Daimonelix” yani “Şeytanın Vidası” adını verdi.

Deneyimli bilim insanı, tünellerin içinde bitki kalıntılarına rastlayınca bu yapıların antik bir bitkinin sarmal kökleri olduğuna inandı. Hatta ince tortul tabakayı kanıt göstererek bölgenin eski bir göl tabanı olduğunu, bu yüzden su altında herhangi bir hayvanın yuva yapamayacağını savundu.

Dönemin bir diğer ünlü paleontoloğu Edward Drinker Cope ise bu fikre şiddetle karşı çıkarak yapıların antik bir kemirgene ait yuvalar olduğunu ileri sürdü. Cope’a göre fosillerin içindeki bitki kalıntıları, hayvanların yatak yapmak için içeri taşıdığı malzemelerden ibaretti. Tartışma uzun yıllar sürdü. Sonunda jeologlar, Agate bölgesindeki kumlu yapının bir göl tabanından değil, rüzgarlarla taşınan çöl tozlarından oluştuğunu kanıtlayarak Barbour’un tezini çürüttü. Buranın kurak bir kara parçası olduğu kesinleşince, bitki kökü iddiası da zayıfladı.

Yanılgıdan doğan bilimsel miras

Barbour’un ilk keşfinden tam 85 yıl sonra, yani 1977 yılında yapılan kapsamlı araştırmalar bu tarihi tartışmaya son noktayı koydu. Şeytanın Vidası olarak anılan bu sarmal yapıların, aslında antik kunduz Palaeocastor’un dişleriyle oyduğu yuvalar olduğu kesin olarak kanıtlandı. Erwin Hinckley Barbour bitki kökü teorisinde yanılmış olsa bile, onun bu bilimsel merakı ve topladığı devasa koleksiyon sayesinde insanlık tarih öncesine dair muazzam bir bilgiye ulaştı. Bugün Agate Fosil Yatakları’nı ziyaret eden meraklılar, “Daemonelix Yürüyüş Yolu” üzerinde yürürken, milyonlarca yıl önce dişlerle kazılmış sarmal yuvaları kaya yamaçlarında kendi gözleriyle görebiliyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu